Betül DELİKTAŞ
***
“Bakmıyorlar mı o deveye; nasıl yaratıldı?” (Gaşiye Suresi, 17. Ayet)
***
ÇÖL GEMİSİ (SEFİNETÜ’S SAHRA)
Hayatımda
ilk defa bir gemiye binmiştim. İstanbul’dan Bursa’ya kocaman bir gemiyle
geçtik. Masmavi suların üzerinde akıp giden o devasa gemi, kalbimin sevinçten
küt küt atmasına yetmişti. Bu heyecanı yeniden yaşamak için bir sonraki yazı
beklemem gerektiğini düşündüm ama yanılmışım. Yolculuğumuz sürprizlerle doluydu.
Eve dönüş rotamızda Nevşehir’e de uğradık. Peri bacalarını görüp, bol bol fotoğraf
çekmiştik. Hava sıcak ve bunaltıcıydı. Arabaya dönmeye hazırlanıyorduk ki kulağıma
gelen zil sesine doğru başımı çevirdim.
O da ne! Kocaman bir deve, yere çökmek üzere kıpırdanıp
duruyordu. Meğer zil sesi devenin boynundaki çandan geliyormuş. Üzerindeki
turist hem çok eğleniyor hem de korkudan olacak, çığlıklar atıyordu. Heyecanımı
hisseden annem:
-“Sen de devenin sırtına binmek ister misin?” diye
sorduğunda, sevincimi gizleyemeden,
-“evet evet” dedim.
Ama bunun için bir süre beklememiz gerekecekti. Etrafı
fotoğrafını çeken insanlarla çevrelendiği için ilk başta deve yavrusunu fark
edememiştim. Bu sevimli deve ve yavrusuyla fotoğraf çektirmek isteyen ne çok
insan vardı. Sıcağa aldırmadan sıranın bize gelmesini beklemeye koyulduk. İyi
ki su mataram yanımdaydı. İçtikçe ferahladım ve sabırsızlığımı yatıştırmaya
çalıştım. Yine de suyun hepsini içmemeliydim. Çünkü hava çok sıcaktı ve zavallı
deve de çok susamış olmalıydı. Üstelik bunu söyleyemiyordu bile. Bizim anlamamız
gerekirdi.
Nihayet sıra bize geldi. İlk defa bir deveyi bu kadar
yakınan görüyordum. Yere çökmüş vaziyette melül melül bakıyordu.
-“Vay canına!” ne de güzel kirpikleri var dedim hayretle. Babam:
-“Deve bir çöl hayvanıdır oğlum. Ve çölde sık sık kum
fırtınaları olur. Devenin çift kat kirpikleri işte bu kum fırtınalarından korunması
içindir. Üstelik, gözlerini kumlardan koruyacak saydam bir göz kapağı bile var.”
Dedi.
-“İyi ama baba! Ya kumlar, kulaklarından veya burnundan
dolarsa?”
-“Kulakları tüylerle korunur, burnu da kum fırtınalarına
karşı özel perdelerle donatılmıştır oğlum. Anlayacağın kendine has bir savuma
mekanizmasıyla yaratılmıştır.”
Yanlarına yaklaşınca sahibine selam verip devenin adını
sorduk.
-“Adı Buğra, yavrusuna da taylak diyoruz” dedi. Öğrendiğime göre Buğra da deve demekmiş
zaten. Bizim sınıftaki Buğra adının anlamını biliyor mu acaba? heh heh…
Önceleri komik gelse de deveyle
geçirdiğim dakikalar sonrasında ne kadar muhteşem bir yaratılışa sahip olduğunu
fark edip adımın Buğra olmadığına üzülecektim neredeyse.
Sırtına binmeden önce mataramdaki
suyu ona uzattım; içirmek istedim ama başını çevirdi. Bu hareketi beklemiyordum
doğrusu. Saatlerdir sıcakta bunalmış ve çok susamış olması gerekmez miydi?
Sahibi üzüldüğümü görünce saçımı
okşadı. Develerin, gerektiğinde gıda olarak kullanılmak üzere yağ depolayan bir
hörgücü olduğunu söyledi. Ve bu hörgüçte onun ihtiyacı olan su da varmış. Bir
defada 60 litre su içebilirmiş. Bu sayede de çok uzun süre su içmeden
dayanabilirmiş. Bunu duymak içimi rahatlattı. Ve matarada kalan suyu bir dikişte
keyifle bitirdim. Susuzluk ne fenaydı! Şimdi ferahladım. Hörgücüne kurulup bir
güzel hatıra fotoğrafı çektirme zamanı gelmişti. Dizlerinin üstünde ileri geri
hareketlerle kalkması gerçekten de heyecan vericiydi.
-“Vaay en son gemiye binerken
böyle heyecanlanmıştım babacığım” dedim sevinçle.
Hep birlikte gülüştüler.
-“Üzerinde bulunduğun deve de bir
çöl gemisidir evlat! Ayak tabanları yumuşak olduğundan kumda yayılır ve
batmasını engeller. Güçlü ayakları, su depolayan hörgücü ve fırtınalardan
koruyan yapısı sayesinde çölde yorulmadan kilometrelerce yol kat edebilir.”
Çok şanslıydım. Bir yazda iki
gemi yolculuğu yapmıştım. Acaba mavi serin sularda yüzen bir gemi mi, yoksa
sarı sıcak kumlarda yol alan bir deve mi daha heyecan vericiydi. Sanırım
cevabını vermek zor olsa da devenin muhteşem yaratılışı onu bir adım öne
geçirir. Siz ne dersiniz?
Betül
DELİKTAŞ
Yorumlar
Yorum Gönder